Ekonomi yönetiminin vergi disiplini adı altında yükselttiği vites, sermaye şirketlerini “hareket edilemeyen bir kale” haline mi getiriyor? Yazar Hüseyin Acarlar, Kurumlar Vergisi’nden stopaja, şahsi gelir vergisinden operasyonel kısıtlamalara kadar uzanan karmaşık maliyetler silsilesini masaya yatırıyor. Üretimin neden durma noktasına geldiğini ve finans sektörünün bu tablodaki “şeytani” kârlarını sorgulayan yazı; yüksek fiyatların ve enflasyonun perde arkasındaki gerçek “ortaklığı” gözler önüne seriyor.
İktisat yazıları
-12-
Yüksek fiyat, kölelik, enflasyon bağlamında bir kaç kelam-ı zarif…
Ekonomi yönetiminin vergi disiplini ve denetimler üzerindeki vites yükseltmesi, özellikle sermaye şirketleri için “vergi yükü” kârın üzerinden alınan bir pay değil, karmaşık bir maliyetler silsilesi. Bugün karşımıza çıkan tablo oldukça karışık kuruşuk vergilendirme iş anlaşılmasın abrakadabrasından başka birşey değil. Sövüşleme anlaşılırsa tadı kaçar(!). Kârdan değil sermayeden çoğu kez kesinti işinde ticaret olmaz. Bu iş sadece faiz emitasina yarar. Basitleştireyim efendim;
En başta diyelim iş yapıyorsanız sizin yüzde kırk kırkbeşlik dilimde Hükümet ortağınız. Üstelik bu ortak zarar etsen de o etmeden sadece kârını alan bir ortak(!)
Nasıl yani ? Söyle ki;
Kağıt üzerinde %25 olan Kurumlar Vergisi (KV), madalyonun sadece ön yüzü. Şirketlerin kâr dağıtımına zorlanması ve bu dağıtım sırasında uygulanan %15’lik stopaj eklendiğinde, dolaylı vergi yükü daha cebine para girmeden %36,25 seviyesine ulaşıyor. Burda nokta koymuyor ve devam ediyor gizli açık ortağımız hükümet.
“Sermayenin gerçek maliyeti” asıl burada başlıyor. Kâr payını alan ortak, eğer belirli limitleri aşarsa bu kez şahsi olarak Menkul Sermaye İradı (MSİ) vergisiyle karşı karşıya kalıyor. Özellikle brüt 4,7 milyon TL eşiği aşıldığında, devreye giren ilave gelir vergisi yüküyle birlikte toplam vergi maliyeti %40’ları aşarak sermayeyi götürmeye başlıyor.
Şirketlerin hareket alanı daralıyor
Vergi yükünün yanı sıra operasyonel kısıtlamalar da cabası. Şirket kasasındaki paranın kullanımına dair getirilen sıkı denetimler, bankadaki mevduatın yönetimi ve “ortak borçlanmaları” üzerindeki kısıtlamalar, şirket yapısını bir “güvenli liman” olmaktan çıkarıp “hareket edilemeyen bir kale” haline getiriyor.
Bu durumda iki seçenek çıkıyor. Cazip hale getirilmiş faiz . Yani çalışmadan finans üzerinden kar ve kazanç. Bu üretimi durdurup büyümeyi engelliyor haliyle büyük şirketler sadece iş yapıyor, daha çok büyümüş tekelleşmiş oluyor. Fiyatları da istediği seviyede oynatabiliyor.
Bir an bu ilizyondan sıyrılarak Eğer devlet yüzde kırk gibi sermayeyi de götüren ortaklıktan vaz geçerse – bi an canım- fiyatlar yüzde kırk iniyor anında. Finans teröristlerinin paradan kazanma tröstlüğü imparatorluğu yerle yeksan olur bu durumda.
Üretim kâr bölüşüm farklı bir noktaya geliyor. Bunu yapmazsanız ne olur? Şimdi ki gibi olur.
Üretim düşer, alım satım hacmi düşer, dolayısıyla durgun olan ticarette enflasyon olmaz düşer. olmayan ticaretin enflasyonu mu olur? Sadece bankalar en yüksek kârı elde etmeye devam eder bu arada … Şeytan bile ben bile böylesini düşünmemiştim der gibi vesselam…
Hüseyin Acarlar
18/Nisan/ 2026




